Sene 2016...
Temmuz ayı... Türk taraftarlar Saint Denise'de Stade de France'ın etrafını doldurmuşlar. İçki içenler, halay çekenler, horon tepenler ve tabi kolbastı, Fransız kızlar hayran bizim erkeklere... Şarap su olmuş akıyor... Canlı yayın hakkını sonunda NTV Spor almış, Ersin Düzen Fransa’dan, stüdyodan Ercan Taner ve Mert Aydın bildiriyor. Fransa ayağında ersin düzen'in yanında Sergen, Mehmet Demirkol ve Ege Görgün var. Rıdvan hapiste...
Final maçı çok önemli, gruplarda Belçika, Hollanda ve İsveç’in olduğu gruptan elimizi kolumuzu sallayarak çıkmışız. İbrahimoviç teknik direktörlüğünün ilk yılında 5 tane yemiş bizden... İsveç halkı gitmesini istiyor.
Hollanda ile son maçımıza yedek ağırlıklı kadroyla çıkıp berabere kalmışız. Elemelerin ilk maçında yükselen yıldız ve 2012 şampiyonu Sırbistan’ı uzatmalarda yenmişiz, çeyrek finalde karşımızda panzerler. Skor net 3–0... dağıtmış Türkiye Almanları. Maçtan önce son milli maçı olduğunu söyleyen Butt ağlıyor, kameralara böyle olmamalıydı diyor ama bilmiyor ki Almanya'nın 1/5'i Türk... godoşşşş!
Yarı final maçında turnuva'nın sürprizi çıkıyor karşımıza. Ermenistan ile dostane duygularla maça çıkıyoruz. Türkiye çoktan diplomatik platformda özür dilemiş, diaspora ağlamış, Ermenistan ile sınırlarımız açılmış. Müthiş bir dostluk var aramızda. 2–2 bitiyor, penaltılarla alıyor TC maçı. Tribünlerde ermeni ve Türk seyirciler kol kola, iki takımı da çağırıp alkışlıyorlar, iki takım oyuncuları birbirilerinin formalarını giymiş el ele tribünlere geliyorlar.
Final gününe dönüyoruz tekrar. Şeref tribününe dönüyor kameralar. Sarkozy, 2. dönem cumhurbaşkanlığını yapıyor Fransa’da, hala UEFA başkanı olan platini sağında... Platininin öbür yanında Türkiye başbakanı oturuyor, Balkır Uysal... Köklü değişiklikler yapmış ülkemizde... Sosyalist hükümet... Başbakanımız Balkır’ın yanında federasyon başkanımız oturuyor. Burak işyar. Yanında asbaşkan Das Kerim Der Düssi. Arka sırada federasyon görevlileri, Cemil, Bora, Ozan, Kazma, Bener, Eray, Hakan, Erman, Cem, Kerim ve adını burada sayamadığım ama Türk futbolunun çok şey borçlu olduğu diğer sloeg üyeleri...
Hiddink maç öncesi toplantıda beni bunca senedir, hiç bir işime karışmadan, bu takımın başında tutan sayın federasyon başkanımız ve arkadaşlarına teşekkür etmek istiyorum diyor ve Burak işyar'ın elini öpüyor... Maçın başlamasına artık sayılı dakikalar var... Türk halkı umutludan öte, böbreğini satan yatırmış bahse. Maçtan önce ulusal marşlar okunuyor. Marşımızı Luxus adlı grup coverlıyor... Mükemmel ambiyans.
Daha ilk dakikalar... Horozların genç ve asi yıldızı Edgar Kaarlo ceza sahasında kaleci onur ile karşı karşıya kalıyor, onur topu çeliyor parmak uçlarıyla, ama Kaarlo yere atıyor kendisini, Norveçli hakem penaltı noktasını gösteriyor. Bütün dünya şaşırıyor, Fransızlar bile. Türk milli takım oyuncuları zerre itiraz etmiyor, gülüyorlar sadece şeref tribününe bakarak. Kaarlo kendi kazandığı penaltıyı gole dönüştürüyor. Maç 1–0... ilk yarı bu skorla bitiyor.
İkinci yarının hemen başında Barcelona'da forma giyen genç yıldızımız Muhammed topla buluşuyor. Sağ kanattan hızlı koşan Rıdvan’ı görüyor. Rıdvan Gaziantep’e kiralanmış... Rıdvan alıyor topu ortalıyor ceza sahasına, ceza sahasında Türk kökenli Fransız atıla turan karşılıyor kafayla topu... Ama ceza yayının oraya iniyor top. Orada topla buluşan emre Güngör o kadar sert vuruyor ki topun anası ağlıyor sayın seyirciler... gol gol gol... Ama hakem ofsayt veriyor. Tekrar tekrar izliyoruz görüntüleri, kaleciye yakın olan necip topun yakınında bile değil...
Tribündeki seyirciler, televizyon başındakiler isyanlarda. Sabah uyanacağız ve Paris 82 Monako 83 Marseille 84... o kadar kızgın Türk halkı...
Hiddink ısınan futbolcularını çağırıyor. Gökhan gönül soyunuyor önce... Emektar futbolcu çıkan arkadaşını öpüp giriyor oyuna. Hemen ardından yine emektar Sercan giriyor oyuna... İki dakika sonra Gökhan buluşuyor topla. İki Fransız devirip taç çizgisinin üzerinde koşmaya başlıyor sıfıra doğru, tribünler ayakta... Ayakta ama takip edemiyorlar Gökhan’ı. Gökhan hızlı çünkü Gökhan rüzgarın oğlu Gökhan, heeyyy Gökhan!!! Gökhan sıfıra iniyor, bir müddet kaleye yaklaşmaya çalışıyor. Jeremy Melez geliyor karşısına... Defansına yardım eden Menez alıyor Gökhan'ı karşısına. Gökhan Menez'in bacak arasından atıyor topu, kendisini atıyor saha dışına, Menez'in yanından öyle bir geçiyor ki, Menez'in saçı başı dağılıyor. Altı pasın gerisine atıyor topu ve topla buluşuyor kaptanımız Mustafa Pektemek... Pektemek öyle vuruyor ki topa kaledeki Hugo Lloris sadece bakıyor.
Stadyum ayağa kalkıyor. Öyle bir ses çıkıyor ki... İnanılmaz. Anlatılmaz. Orada olmanız lazımdı...
Santrayı yapıyor Fransızlar... Artık skorun üstüne yatmışlar... 1–1 sonunda uzatalım oyunu düşüncesindeler, yorgunlar çünkü hızlı oynayan, pas yapan Türkiye dağıtmış horozları... Defansa yaslanmış Fransa milli takımı... Soldan Mustafa Pektemek gene atakta, ortalıyor ceza sahasına, orada topla buluşan Sercan vuruyor ayağının dışıyla ama Lloris çeliyor topu kornere... Dakika 87 korner kullanıyor Türkiye... Arda giriyor oyuna bu arada. Kullanıyor korneri. Maçın başından beri pek bir varlık gösterememiş olan Batuhan çıkıyor sahneye. Üç Fransız arasından yükselip kafaya çıkıyor, Fransızlar formasından çekiştiriyor Batu’yu ama Batuhan yükselmeye devam ediyor. Kaleci topa müdahale edemeden Batu vuruyor kafayı ve gol!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!...
Maçı anlatan Güntekin onay ağlıyor. Maçı yorumlayan Ege ağlıyor. Tüm Türkiye ağlıyor. Fransızlara gıcık olan onca ulus ağlıyor. Cezayir Türkiye’nin vilayeti olmak istediğini bildiriyor Birleşmiş Milletlere...
Önce Fransızlar alıyor madalyaları... Ağlıyorlar... Sonra Türkiye milli takımı çıkıyor şeref tribününe... Kaptan Pektemek önde... Futbolcular arkasında... Ellerini sıkıyor tek tek Platini, bizimkiler Pülüp başkanlarına sarılıp ağlıyorlar... Sıra geliyor kupayı kaldırmaya... Platini kupayı alıyor, Pektemek yanına gidiyor Platini'nin. Platini eğilip tebrik ediyor Pektemek'i, Pektemek kulağına eğilip bir şey söylüyor Platini'nin ve kupayı kapıyor elinden, kaldırıyor göklere... Bir anda ortalık bayram yeri... Kameralar bir anda Platini'yi gösteriyor. Hala Pektemek'in ona söylediği şey yüzünden gözleri pörtlek pörtlek, şaşkınlıkla bakıyor etrafına... Oturuyor koltuğuna, gözlerinden bir damla yaş süzülüyor...
Kimse ne dediğini bilmiyor Pektemek'in... Ama biz öğrendik.
Pektemek Platini’nin kulağına eğildiğinde akıcı Fransızcasıyla şöyle demiş
"Fils de put! Si tu ne le nous donnes pas, nous le prendrons comme ça!"