
Dün akşam oynanan Inter-Barcelona yarı final maçının ardından Yunan basınının saygın gazetelerinden Ta Nea'da ortaya atılan iddialar akılları karıştırdı. Ta Nea'nın spor yazarlarından Herman Toroglou'nun ortaya attığı iddialar adeta "yenilmez armada" ilan edilen Barcelona'nın nasıl olup da Inter'e 3 golle yenilmesinin ardındaki sis perdesini de aralıyor. Haberin üzerine hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan Herıldtribun hiçbir basın mensubuna konuşmayan Toroglou'yu Atina'da yakaladı ve konuştu. İşte Herıldtribun Atina muhabiri Mikis Theodorakis'in yaptığı ve spor basınını derinden etkileyecek röportaj:
MT: Sayın Toroglou öncelikle böyle bir söyleşiyi kabul ettiğiniz için teşekkürler.
HT: Ben teşekkür ederim. Yayın hayatına başladığından bu yana Herıldtribun'u büyük beğeniyle ve imrenerek takip ediyorum. Yaptığınız haberlere ve dosyalara açıkçası gıptayla bakıyorum. Laf aramızda senin İstanbul'a dönmeni ve bu sayede Atina temsilciliğini üstlenmeyi de dört gözle bekliyorum.
MT: Toroglou, bugün köşenizde yazdıklarınız yenilir yutulur cinsten değil. Öncelikle haber kaynağınız ile ilgili bilgi alabilir miyiz?
HT: Açıkçası tamamen bir rastlantı diyebiliriz. Dün sabah maç öncesi baktım internete bağlanamıyorum. Hemen GrGr-Net yetkililerini aradım ve sağolsunlar hemen bir arkadaşı yönlendirdiler. Gelen arkadaş internet işini hallederken bir yandan da sohbet ediyoruz. Tabii bizi gazete köşelerinden ve daha önce DigiGreek'te Shansal Bouyoukalfalis ile yaptığım Maratoni programından tanıyor arkadaş. Laf döndü dolaştı Inter-Barcelona maçına geldi. "Hocam ne olur maç" deyince ben de "Barcelona affetmez" dedim. O da "aman hocam senin bilmediklerin var, bu kadar emin konuşma" deyince olay farklı bir boyut kazandı.
MT: Sanırım ilk eleştiriniz hakem konusunda.
HT: Elbette. Ben daha geçen haftaki yazımda "Platini bu maça dikkat" demiştim. Ama görüyorum ki UEFA hakem atamaları konusunda hassasiyetimize katılmıyor. Maçın hakemi kim? Protekiz'den Olegário Benquerença. Bu hakem nereli? Batalhalı. Batalha nerede? Batalha, Setubal'a yaklaşık 66 km mesafede. Peki Jose Mourinho nereli? Setubal. İşte hakemin şifreleri de burada çözülüyor. Biraz internet kullanan herkes Batalhalıların denize girmek için Setubal'a gittiklerini öğrenebilir. Bu kadarcık bir bilgiyi bile edinemeyen UEFA'nın nasıl yönetildiği konusunda benim aklımda ciddi soru işaretleri beliriyor. Üstelik GrGr-Net'teki arkadaş, bu hakemle Mourinho'yu en az 3-4 kez Setubal'da sahildeki cafelerde tavla oynarken görmüş. Sonuçta ben hakem için maçı sattı demiyorum ama UEFA eğer UEFA ise böyle bir dedikoduyu daha baştan önlemeliydi. Bugün maçı tarafsız gözle seyreden bir futbolsever hakemin Barcelona'yı nasıl "ince ince" kıydığını görebilir. Interli futbolcuların yaptığı fauller sadece Avrupa'da değil Türkiye'de bile sarı kartla cezalandırıyor. Ben burada kulüpleri göreve çağırıyorum. Yaptırım güçlerini Platini'ye göstermeliler. Dünkü maçta ilk Inter golü 30. dakikada atıldı. Golden önce 28. dakika 44. saniyede Inter kalesi önünde bir elle oynama var ama hakem bunu vermiyor. Sonra top dönüp dolaşıp yaklaşık 2 dakika sonra gol oluyor. Maicon'un golü de ders niteliğinde. Golden önce santrayı Inter yapıyor. Yayıncı kuruluştan görüntüleri isteyin, bakın. Top santra yuvarlağının üzerinde değil. Bariz Inter için avantajlı bir durum var ama hakem bunu görmezden geliyor. Orada santrayı kullanan Eto'o. Daha önce 12. dakikada sarı kartı var. Ama bu hırsızlığı yapıyor Eto'o ve hakem görmezden geliyor. Yüreğin varsa versene Eto'o'ya sarı kartı ve ikinci sarıdan kırmızıyı. Ama bu işler yürek ister. Giuseppe Meazza'da bu pozisyonu görmezden gelirsin ama ertesi hafta aynı pozisyonda Palermo'yu, Genoa'yı harcamayı bilirsin. Bugün futbol baronları köşeleri tutmuş. Bir bakın ve sorun neden bir Maccabi Haifa, bir Debrecen ya da Unirea Urziceni bu seviyede yer almıyor. Tüm bunlar Massimo Moratti'nin yarattığı korku imparatorluğunun bir sonucu.
MT: İddialarınız bu kadarla kalmıyor elbette...
HT: Bakın baştan söyleyeyim, kimseyi zan altında bırakmak istemiyorum ama maç süresince gördüklerimi aldığım duyumlarla birleştirdiğimde gelen kötü kokulardan burnumun direği sızlıyor. Öncelikle Milito olayına gelelim. Malum dünkü maçın yıldızı Diego Milito idi. Ancak maçtan yaklaşık 4 saat önce içeriden bir arkadaş bu maçta Diego Milito'yu tutma görevinin Guardiola tarafından Gabriel Milito'ya verildiği bilgisini geçti cep telefonuma SMS olarak. Bakın SMS'i hala saklıyorum: "abi nbr. bu aksm macta d mltoyu g mlto tutcak. uyandiriim dedim. bn guardiolanin yaptigina sasirdim. bye". Gabriel Milito kim. Gabriel Milito, Diego Milito'nun aynı anne aynı babadan kardeşi. Biraderler yani. Peki mactan yarım saat önce ne oldu? Gabriel "hocam akşam yediğim pizzadan curcur olmuşum" deyip bir anda yedek soyundu. Tabii hem Barcelona'nın taktiği alt üst oldu hem de Diego Milito maçın yıldızı oldu.
MT: Sayın Toroglou bunlar çok ciddi iddialar.
HT: Bakın ben asla kimseyi zan altında bırakmak istemiyorum ama bazı üstü örtülemeyecek gerçekler var. Türkiye'deki kimi meslektaşlarımın yorumlarını da takip ediyorum. Gerçekler ortada. Dün oynanan maçta iki takımda yedeklerle birlikte toplam 15 Güney Amerikalı futbolcu var. Bunlara bir de Afrika ve Balkan ülkelerinden gelen futbolcuyu eklediğinizde sanırım ne demek istediğim daha net anlaşılıyor. Üstelik kökenleri eski Yugoslavya olan Ibrahimovic ve Krkic'i saymıyorum bile.
MT: Barcelona'nın süperstarı Messi ile ilgili de kimi iddialarınız var, değil mi?
HT: Messi kuşkusuz günümüzün en büyük yıldızı. Beğenmeyen, kendisini "overrated" bulan kesimler olsa da bu gerçek değişmez. Ancak Messi'yle ilgili dün bizim spor servisinde arkadaşlar konuşuyordu, onlardan duydum. Hiç de "yokmuş gibi" davranabileceğiniz bir durum yok ortada. Bakın Messi futbola Arjantin'de Newell's Old Boys takımında başlamış. Tüm maç kendisiyle adam adama oynayan Walter Samuel'in de ilk takımı Newell's Old Boys. Üstelik Samuel bu takımdayken Messi de altyapıda oynuyormuş. İkisinin arasındaki özel iletişim ve ilişki bugün bile Arjantin futbolunun dilinde. Messi'nin Samuel'in ailesiyle sık sık görüştüğü, her fırsatta bir araya geldikleri söyleniyor. Geçen yıl Ramazan Bayramı'nda birlikte Kuşadası'nda da tatil yapmışlar.
MT: Benzer bir durum Brezilyalı oyuncular için de geçerli mi?
HT: Elbette. Hemen insanın aklına Arsene Wenger'in ünlü sözü geliyor. Ne demişti Wenger: "Brother... If you talk about Brazilians... One is advantage, two are acceptable limit. But three... Oh no!!! That is harmful!!!" Durum budur bence. Barcelona'nın Brezilyalıları ne yaptılar dün akşam, bir bakmak lazım. Alves, Maxwell... Diğer tarafta Julio Cesar, Lucio, Motta, Maicon, Samuel... Ortalamaya vurduğunuzda takım başına 3,5 Brezilyalı düşüyor. Tamam, Samuel Arjantinli olabilir ama onun kökenlerinin Brezilya'dan otostopla kaçan Brezilyalılar olduğu konuşuluyor. Zaten Samuel diye Arjantinli de olmaz. Kime yediriyorlar. Yani durum zararın da ötesinde. Üstelik Maxwell daha önce Inter'de forma giymiş. Evinin duvarlarında hala Inter formalı fotoğraflarının asılı olduğu, Barcelona'ya transfer olduktan sonra Milano'daki dişçisine hala gittiği, bakkaldaki veresiye defterini hala kapatmadığı konuşuluyor. Gönlünün bir yanında hala Inter'in olduğunu asla reddetmiyor. Üstelik Sneijder ile Ajax'tan takım arkadaşı. O yıllarda Ibra ile üçünün sürekli takıldıkları konuşuluyor. Sahaya bakıyorsunuz Sneijder, Maxwell'in kanadından kopup geliyor ama Maxwell müdahale etmiyor. Adam arkadan biçer, verir bacağını eline ama nerede. Arkadaşlık ilişkileri öylesine içlerine işlemiş ki rakibine bir tekmeyi ya da dirseği bile atamaz duruma gelmişler. Durum böyle olunca sonuç kaçınılmaz ne yazık ki...
MT: Sayın Toroglou öncelikle böyle bir söyleşiyi kabul ettiğiniz için teşekkürler.
HT: Ben teşekkür ederim. Yayın hayatına başladığından bu yana Herıldtribun'u büyük beğeniyle ve imrenerek takip ediyorum. Yaptığınız haberlere ve dosyalara açıkçası gıptayla bakıyorum. Laf aramızda senin İstanbul'a dönmeni ve bu sayede Atina temsilciliğini üstlenmeyi de dört gözle bekliyorum.
MT: Toroglou, bugün köşenizde yazdıklarınız yenilir yutulur cinsten değil. Öncelikle haber kaynağınız ile ilgili bilgi alabilir miyiz?
HT: Açıkçası tamamen bir rastlantı diyebiliriz. Dün sabah maç öncesi baktım internete bağlanamıyorum. Hemen GrGr-Net yetkililerini aradım ve sağolsunlar hemen bir arkadaşı yönlendirdiler. Gelen arkadaş internet işini hallederken bir yandan da sohbet ediyoruz. Tabii bizi gazete köşelerinden ve daha önce DigiGreek'te Shansal Bouyoukalfalis ile yaptığım Maratoni programından tanıyor arkadaş. Laf döndü dolaştı Inter-Barcelona maçına geldi. "Hocam ne olur maç" deyince ben de "Barcelona affetmez" dedim. O da "aman hocam senin bilmediklerin var, bu kadar emin konuşma" deyince olay farklı bir boyut kazandı.
MT: Sanırım ilk eleştiriniz hakem konusunda.
HT: Elbette. Ben daha geçen haftaki yazımda "Platini bu maça dikkat" demiştim. Ama görüyorum ki UEFA hakem atamaları konusunda hassasiyetimize katılmıyor. Maçın hakemi kim? Protekiz'den Olegário Benquerença. Bu hakem nereli? Batalhalı. Batalha nerede? Batalha, Setubal'a yaklaşık 66 km mesafede. Peki Jose Mourinho nereli? Setubal. İşte hakemin şifreleri de burada çözülüyor. Biraz internet kullanan herkes Batalhalıların denize girmek için Setubal'a gittiklerini öğrenebilir. Bu kadarcık bir bilgiyi bile edinemeyen UEFA'nın nasıl yönetildiği konusunda benim aklımda ciddi soru işaretleri beliriyor. Üstelik GrGr-Net'teki arkadaş, bu hakemle Mourinho'yu en az 3-4 kez Setubal'da sahildeki cafelerde tavla oynarken görmüş. Sonuçta ben hakem için maçı sattı demiyorum ama UEFA eğer UEFA ise böyle bir dedikoduyu daha baştan önlemeliydi. Bugün maçı tarafsız gözle seyreden bir futbolsever hakemin Barcelona'yı nasıl "ince ince" kıydığını görebilir. Interli futbolcuların yaptığı fauller sadece Avrupa'da değil Türkiye'de bile sarı kartla cezalandırıyor. Ben burada kulüpleri göreve çağırıyorum. Yaptırım güçlerini Platini'ye göstermeliler. Dünkü maçta ilk Inter golü 30. dakikada atıldı. Golden önce 28. dakika 44. saniyede Inter kalesi önünde bir elle oynama var ama hakem bunu vermiyor. Sonra top dönüp dolaşıp yaklaşık 2 dakika sonra gol oluyor. Maicon'un golü de ders niteliğinde. Golden önce santrayı Inter yapıyor. Yayıncı kuruluştan görüntüleri isteyin, bakın. Top santra yuvarlağının üzerinde değil. Bariz Inter için avantajlı bir durum var ama hakem bunu görmezden geliyor. Orada santrayı kullanan Eto'o. Daha önce 12. dakikada sarı kartı var. Ama bu hırsızlığı yapıyor Eto'o ve hakem görmezden geliyor. Yüreğin varsa versene Eto'o'ya sarı kartı ve ikinci sarıdan kırmızıyı. Ama bu işler yürek ister. Giuseppe Meazza'da bu pozisyonu görmezden gelirsin ama ertesi hafta aynı pozisyonda Palermo'yu, Genoa'yı harcamayı bilirsin. Bugün futbol baronları köşeleri tutmuş. Bir bakın ve sorun neden bir Maccabi Haifa, bir Debrecen ya da Unirea Urziceni bu seviyede yer almıyor. Tüm bunlar Massimo Moratti'nin yarattığı korku imparatorluğunun bir sonucu.
MT: İddialarınız bu kadarla kalmıyor elbette...
HT: Bakın baştan söyleyeyim, kimseyi zan altında bırakmak istemiyorum ama maç süresince gördüklerimi aldığım duyumlarla birleştirdiğimde gelen kötü kokulardan burnumun direği sızlıyor. Öncelikle Milito olayına gelelim. Malum dünkü maçın yıldızı Diego Milito idi. Ancak maçtan yaklaşık 4 saat önce içeriden bir arkadaş bu maçta Diego Milito'yu tutma görevinin Guardiola tarafından Gabriel Milito'ya verildiği bilgisini geçti cep telefonuma SMS olarak. Bakın SMS'i hala saklıyorum: "abi nbr. bu aksm macta d mltoyu g mlto tutcak. uyandiriim dedim. bn guardiolanin yaptigina sasirdim. bye". Gabriel Milito kim. Gabriel Milito, Diego Milito'nun aynı anne aynı babadan kardeşi. Biraderler yani. Peki mactan yarım saat önce ne oldu? Gabriel "hocam akşam yediğim pizzadan curcur olmuşum" deyip bir anda yedek soyundu. Tabii hem Barcelona'nın taktiği alt üst oldu hem de Diego Milito maçın yıldızı oldu.
MT: Sayın Toroglou bunlar çok ciddi iddialar.
HT: Bakın ben asla kimseyi zan altında bırakmak istemiyorum ama bazı üstü örtülemeyecek gerçekler var. Türkiye'deki kimi meslektaşlarımın yorumlarını da takip ediyorum. Gerçekler ortada. Dün oynanan maçta iki takımda yedeklerle birlikte toplam 15 Güney Amerikalı futbolcu var. Bunlara bir de Afrika ve Balkan ülkelerinden gelen futbolcuyu eklediğinizde sanırım ne demek istediğim daha net anlaşılıyor. Üstelik kökenleri eski Yugoslavya olan Ibrahimovic ve Krkic'i saymıyorum bile.
MT: Barcelona'nın süperstarı Messi ile ilgili de kimi iddialarınız var, değil mi?
HT: Messi kuşkusuz günümüzün en büyük yıldızı. Beğenmeyen, kendisini "overrated" bulan kesimler olsa da bu gerçek değişmez. Ancak Messi'yle ilgili dün bizim spor servisinde arkadaşlar konuşuyordu, onlardan duydum. Hiç de "yokmuş gibi" davranabileceğiniz bir durum yok ortada. Bakın Messi futbola Arjantin'de Newell's Old Boys takımında başlamış. Tüm maç kendisiyle adam adama oynayan Walter Samuel'in de ilk takımı Newell's Old Boys. Üstelik Samuel bu takımdayken Messi de altyapıda oynuyormuş. İkisinin arasındaki özel iletişim ve ilişki bugün bile Arjantin futbolunun dilinde. Messi'nin Samuel'in ailesiyle sık sık görüştüğü, her fırsatta bir araya geldikleri söyleniyor. Geçen yıl Ramazan Bayramı'nda birlikte Kuşadası'nda da tatil yapmışlar.
MT: Benzer bir durum Brezilyalı oyuncular için de geçerli mi?
HT: Elbette. Hemen insanın aklına Arsene Wenger'in ünlü sözü geliyor. Ne demişti Wenger: "Brother... If you talk about Brazilians... One is advantage, two are acceptable limit. But three... Oh no!!! That is harmful!!!" Durum budur bence. Barcelona'nın Brezilyalıları ne yaptılar dün akşam, bir bakmak lazım. Alves, Maxwell... Diğer tarafta Julio Cesar, Lucio, Motta, Maicon, Samuel... Ortalamaya vurduğunuzda takım başına 3,5 Brezilyalı düşüyor. Tamam, Samuel Arjantinli olabilir ama onun kökenlerinin Brezilya'dan otostopla kaçan Brezilyalılar olduğu konuşuluyor. Zaten Samuel diye Arjantinli de olmaz. Kime yediriyorlar. Yani durum zararın da ötesinde. Üstelik Maxwell daha önce Inter'de forma giymiş. Evinin duvarlarında hala Inter formalı fotoğraflarının asılı olduğu, Barcelona'ya transfer olduktan sonra Milano'daki dişçisine hala gittiği, bakkaldaki veresiye defterini hala kapatmadığı konuşuluyor. Gönlünün bir yanında hala Inter'in olduğunu asla reddetmiyor. Üstelik Sneijder ile Ajax'tan takım arkadaşı. O yıllarda Ibra ile üçünün sürekli takıldıkları konuşuluyor. Sahaya bakıyorsunuz Sneijder, Maxwell'in kanadından kopup geliyor ama Maxwell müdahale etmiyor. Adam arkadan biçer, verir bacağını eline ama nerede. Arkadaşlık ilişkileri öylesine içlerine işlemiş ki rakibine bir tekmeyi ya da dirseği bile atamaz duruma gelmişler. Durum böyle olunca sonuç kaçınılmaz ne yazık ki...
MT: Son olarak sizce çözüm ne olmalı?
HT: Her şeyden önce bize bunu futbol diye yutturan futbol baronlarına isyan bayrağını çekmeliyiz. Ortada bir oyun var, birileri daha önce ortaya konmuş bir senaryoyu oynuyor bizler de cebimizden para verip seyrediyoruz. Bakın ben daha geçen hafta en az 5 televizyona röportaj verdim. Bana "sizce Şampiyonlar Ligi'ni kim alır?" die sordular. Ben de açık açık söyledim, kayıtları izleyin isterseniz. "Çeyrek finaller sonrası zaten neyin ne olduğu ortaya çıktı. Bu kupayı Barcelona ya da Inter alır. Onlar alamazlarsa Bayern Münih alır ama o da olmadı Lyon kupayı kimseye bırakmaz. Bir beşinci takım çıkarsa ben bu işi bilmiyorum, herkesin önünde kalemi kırar futbolun bir daha f'sinden bahsetmem" dedim. Bugün de görüşlerimde ne kadar haklı olduğumu görüyorum. Bu görüşümden de bir milim oynamış değilim. Bu dört takımdan biri dışında bir başka takım Şampiyonlar Ligi'ni alsın ben bu işi bilmiyorum.
MT: Herıldtribun adına çok teşekkürler.
HT: Asıl ben teşekkür ederim.
HT: Asıl ben teşekkür ederim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder